Allerji Nedir?

Allerji bağışıklık sistemimizin ağaç, ot, çimen polenleri, ev tozu akarları veya hayvan kılları gibi normalde zararsız olan maddelere aşırı tepki vermesidir.

Allerjik reaksiyon oluşturan maddeler alerjen denir. Atopi ise genetik olarak allerjik hastalık geliştirme yatkınlığına verilen isimdir. Rinit burun iltihabı anlamına gelir.

Allerjik rinit, allerji kaynaklı burun iltihabıdır. Alerjenlerin hava yolu mukozasına yapışarak iltihabi reaksiyonları başlatmasıyla meydana gelir.

Belirli mevsimlerde (en çok polenlerin uçuştuğu bahar aylarında) ortaya çıkan türüne “mevsimsel rinit” denilir. Mevsimsel allerjik rinit, “saman nezlesi” olarak da bilinir.

Ancak bu doğru bir terim değildir. Bir de allerjik rinit’in bir yıl boyunca devam eden türü vardır ve bu tür “perenial rinit” olarak adlandırılır.  Perenial rinit’e, genellikle yıl boyunca ortamda bulunan hayvan tüyü, çeşitli kimyasallar ya da ev tozu gibi alerjenler neden olur.

Allerjik Rinit Nedir ?

ALERJİK RİNİT (SAMAN NEZLESİ)

Allerjik rinit (saman nezlesi), toplumda sık görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Özellikle allerjik olan anne ve/veya babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık; endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ile giderek artmaktadır. Hastalığın başlama yaşı genellikle küçük yaşlarda olmakla birlikte, ileri yaşlarda da başlayabilir. Hastalık genellikle allerjik konjonktivit (göz nezlesi), allerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir.

Allerjik rinit hayatı tehdit etme özelliği olmayan ancak hastanın konforunu belirgin şekilde bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkta özellikle hastalar belirli bir allerjen ya da allerjenlerle karşılaştığı zaman şikayetler ortaya çıkar. Hastanın şikayetlerinin ortaya çıkabilmesi için hastanın en azından sorumlu allerjenle daha önceden bir kez karşılaşmış ve ona duyarlı hale gelmiş olması gereklidir.

Allerjik rinit genel anlamda 3 ayrı kategoride incelenebilir:
1.    Yıl boyu süren allerjik rinit,
2.    Mevsimsel allerjik rinit,
3.    Yıl boyu süren ancak, mevsimsel artışlar gösteren allerjik rinit.
Bu hastalıklarda allerjiyi ortaya çıkaran allerjenler hastalığın görülme zamanını belirler. Örneğin yıl boyu allerjik rinit genel anlamda mite (ev tozu akarı)’ lara bağlıdır; mevsimsel allerjik rinit ise genel anlamda polen (ağaç, ot, yabani ot, hububat poleni)’ lere bağlıdır. Yıl boyu süren mevsimsel artışlı allerjik rinitlerde ise sorumlu allerjen hem mite’lar hem de polenlerdir. Yıl boyu allerjik rinit bazen ev içerisinde yaşayan hayvanlara (kedi, köpek, kuş gibi), bazen yıl boyu polenizasyon yapan bitki polenlerine (parietaria= yağışkan duvar otu), bazen de hamam  böceği dışkılarına bağlı olabilir.
Allerjik rinitte bulguların ortaya çıkabilmesi için allerjenle kontağın olması gerekir demiştik; bu anlamda özellikle ev tozu akarı ile her zaman karşılaşmak mümkündür. Özellikle ev içi ortamda geçirilen akşam ve gece uyku saatleri allerjenle en çok kontakt edilen saatlerdir. Böyle olunca hastalara özellikle sabahları uykudan kalktıklarında allerjik rinit bulguları gösterirler. Oysa polen allerjisi olan hastalar o bitkinin polenizasyon yaptığı mevsimde bulgu verirler.

Allerjik hastalıklar nasıl oluşur?

Zararlı organizmalara karşı korunmak amacıyla bağışıklık sistemimiz antijenleri (ortamdaki zararlı maddeler) zararsız hale getirmek için antikorları (vücut savunmacıları) üretirler. Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemi herkes için zararlı olmayan antijen denilen maddelere karşı aşırı reaksiyon göstererek allerjinin oluşmasına neden olur.

Allerjik hastalarda savunma sisteminin elemanları arasındaki fizyolojik ve fonksiyonel denge bozulmuştur.

Allerjik hastalıklar kronik hastalıklar arasında ilk sırada gösterilmektedir. Bu hastalıklar basit burun tıkanıklığı ve akıntısı olabileceği gibi çocuklarda düşünme bozukluğu ve minimal beyin hasarına kadar giden farklı tablolar ile seyretmektedir. Genetik ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle allerjik hastalıklar oluşmaktadır.

Akar Nedir ?

Akar (mite)

Kenelerle birlikte acarina alttürünün büyük çoğunluğunu oluşturan eklem bacaklı canlıdır. Alerjide  en çok etkili olanlar Dermatophagoides pteronyssinus ve D. fariane cinsleridir  . Akarlar insanları ısırmaz, hastalık bulaştırma ve taşınmasına neden olmaz ve  insanların üzerinde barınmazlar ancak akarlara karşı allerjisi olan kişilerde rahatsızlık oluştururlar . Dermatophagoides grubu allerjenleri arasında kuvvetli bir çapraz reaksiyon görülürken, Dermatophagides ile depo akarlan arasındaki çapraz reaksiyonun değişken sınırlı ve çok az olduğu saptanmıştır.

Akarların vücut proteinleri ve dışkıları allerjenik özelliktedir. İnsan vücudundan dökülen deri tozlarıyla ve parçacıklarıyla beslenir. İnsan ortamında milyarlarca akar yaşamaktadır. En çok halı, koltuk, yatak ve tüylü veya kirli ortamlarda bulunur.Ev tozu akarlan 0.1- 0.6 mm arasında çok küçük canlılardır ve ancak mikroskop aracılığıyla görülebilir.1 gr deri parçası 1.000.000 akarın beslenmesi için yeterlidir. 156 çeşit akar vardır. 5 yıl kullanılan bir yatakta 5 ile 10 milyon akar yaşadığı sanılmaktadır. 25°C ve %75 nem oranı akarların gelişmesi için en uygun ortamdır .

Akarların gelişimini yavaşlatmak için ev içi nem oranını %40-55 arası tututulmasının faydası vardır.Burun yanında ev ortamında toz tutacak  halı,kilim,peluş oyuncak gibi etkenleri kaldırmalı veya azaltmalı perde ve yatak çarşaf-nevresimlerini sıklıkla yıkamalı ve havalandırmalıyız.

Akarların yıkama ile ölmeleri için yıkama sıcaklığının en az 65C olması gerektiği unutulmamalıdır.Klasik elektrikli süpürgeler ile akarların ortamdan temizlenmesi mümkün olmayacağından hepa filtreli veya tozu su içine hapseden süpürgeler kullanılmalıdır.Uyurken şikayetlerin fazlalaşması durumunda ise özel yastık ve yatak kılıfları kullanılabilir.

Allerjik rinit belirtileri

Rinit burun iltihabı, iltihabın allerji kaynaklı olmasına allerjik rinit denir. Allerjik rinit, hapşırma, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile karakterizedir, Sıklıkla göz, burun ve damak kaşıntısı eşlik eder. Ülkemizde görülme sıklığı çocuklarda %2-37, erişkinlerde %8-30 arasında değişmektedir. Herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de ilk belirtiler çoğunlukla çocukluk ve genç erişkin çağda ortaya çıkar. Allerjik rinitli kişilerde diğer allerjik hastalıkların (egzema, astım, oral allerji sendromu) görülme sıklığı daha fazladır. Örneğin hastaların üçte birinde astım gelişebilir.
Belirtiler
Allerjik rinitli hastalar hapşurma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve burun kaşıntısı şikayetleri ile başvururlar. Ayrıca geniz akıntısı, öksürük, halsizlik, koku almada güçlük olabilir. Bazı hastalarda damak ve kulak içinde kaşıntı görülebilir.
Beraberinde allerjik konjunktivit de varsa gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık eşlik edebilir. Sürekli ağız solunumuna bağlı yüksek damak ve diş bozuklukları oluşabilir. Allerjik rinitte şikayetler çift taraflıdır, tek taraflı veya sarı/yeşil renkli burun akıntısı olması allerjik rinit ile uyumlu değildir.
“Kaşıntı nedeniyle sık sık elleriyle burunlarını yukarıya doğru itme hareketi (allerjik selam) ve buna bağlı burun ucunda yatay çizgi oluşumu ile beraber gözaltlarında görülen ödem, hafif koyu renk değişikliği allerjik rinitin tipik bulgularıdır.”
Tedavi edilmeyen hastalarda rahat nefes alamama nedeniyle uyku bozuklukları görülebilir. Çocuklarda dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu, sınav başarısızlığı ve özgüvende azalma olabilir.
Erişkinlerde anksiyete, depresyon, akademik performansta ve iş üretkenliğinde azalma bunların sonucunda da yaşam kalitesinde düşme görülebilir.
Allerjik rinit belirtilerin süre ve şiddetine göre sınıflandırılır. Bulgular haftada dört günden az veya dört haftadan kısa süreli ise “intermitan (aralıklı)”, haftada dört günden çok ve dört haftadan uzun süreli ise “persistan (süregen)” alerjik rinit denir.
Şiddetine göre sınıflarken ise uykuda bozulma, günlük aktivite ve egzersizde bozulma, iş/okul hayatında bozulma, sıkıntı verici belirtiler eşlik ediyorsa “orta/ağır”, hiç birisi eşlik etmiyorsa “hafif” allerjik rinit olarak tanımlanır.
Günlük pratikte ise daha sık olarak; bahar mevsiminde görülüyorsa “mevsimsel”, tüm yıl boyunca görülüyorsa perenial (yılboyu) allerjik rinit olarak sınıflandırılır.
Mevsimsel allerjik rinit çoğunlukla havada uçuşan ağaç, çayır ve ot polenlerine bağlı olarak oluşur ve “saman nezlesi” olarak da adlandırılır ancak doğru bir tanımlama değildir. Kuru ve rüzgarlı havalarda polen miktarları daha yoğundur ve allerjik rinit bulgularında artış görülebilir. Yıl boyu allerjik rinitte ise nedenler daha çok ev tozu akarı, küf mantarı, hamamböceği, hayvan tüyü gibi ev içi allerjenlerdir.(aid)

Alerjik hastalıklar kimlerde görülür?

Alerjik hastalıklar yaş, cinsiyet, ırk ve sosyoekonomik statü farkı gözetmeden herkeste görülebilir. Genellikle çocukluk çağında yaygın olmakla birlikte başlangıç her yaşta olabilir.

Alerjinin gidişatında düzelme ve tekrarlama şeklinde düzensizlikler olabilir.

Sosyoekonomik  gelişmeye bağlı şehir ortamı trafik ve endüstrinin getirdiği kirlenme,  kapalı ev ortamında geçirilen saatlerin artışı, yapay gıdaların ve katkı maddelerinin kullanımının artışı ile alerji gelişiminde artış gözlenmiştir.

Alerji bulaşıcı mıdır?

Alerji bulaşıcı değil genetik bir hastalıktır. Aynı yaşam ortamında yaşamalarına rağmen kişi ortamdaki alerjenlere aşırı yanıt verirken diğer bir kişi hiç etkilememektedir bur durum genetik mekanizma ile açıklanır.

Genetik yatkınlığı olanlarda, bebeklik döneminden itibaren belli bir yaşa kadar hiç alerjik şikayeti olmayan kişide alerjene yineleyen karşılaşmalarla alerjik hastalık gelişimini tamamlamaktadır. Alerjik hastalık gelişiminin tamamlanmasında yaşanılan çevre alerjen konsantrasyonu varlığı ve miktarının fazla olması önemli bir diğer faktördür. Dolayısıyla alerjik hastalıklar, genetik yatkınlık ve çevresel etkenlerin bir arada bulunması ile gelişen ve yaşam boyu belli zamanlarda tekrar eden ataklarla seyreden hastalıklardır. Grip ve soğuk algınlığından farklı olarak insandan insana bulaşmazlar.

Ailesel yatkınlık için en önemli gösterge, alerjik hastalığa sahip olan anne babanın çocuklarında alerjik hastalığın normal toplumdaki çocuklara göre daha yüksek sıklıkta görülmesidir. Toplumdaki alerjik hastalık sıklığı ortalama %20 olarak gözlenirken, alerjik bir ebeveyne sahip olan çocuğun riski %45’e, eğer hem anne hem de baba alerjik hastalığa sahip ise bu risk %70’e çıkmaktadır.

Genetik yatkınlığı olan kişi  çevredeki alerjenlerin etkisi ile bebeklik döneminden itibaren duyarlılaşmaya başlar. Bu duyarlılık sonucu bağışıklık sistemi karşılaşılan maddeye özgü  IgE adında bir antikor salgılar. Bu antikor, kan dolaşımı ile vücudun her tarafına dağılarak bağışıklık sistemi hücrelerine yapışır.

Alerjenle yaşamın herhangi bir döneminde bir kez daha temas edilirse, vücut onu hemen tanır ve çok şiddetli bir yanıt verir. Bu reaksiyon esnasında bağışıklık sisteminden salgılanan binlerce madde, alerjenle karşılaşılan organda anormal şiddette bir alerjik cevap oluşturur ve hastalığa ait bulgu/belirtilerin çıkmasına neden olur. Bu alerjik cevap burunda ise alerjik rinit(nezle),akciğer bronşlarda ise alerjik astım ve deride ise alerjik ekzema, yaygınsa ürtiker ve anjiyoödem olarak adlandırılır.

Allerjiye neden olan alerjenler

Alerjenleri doğal ortamdan ve kimyasal olarak kirletilmiş çevresel ortamdan kaynaklı olarak ikiye ayırabiliriz.
Doğal ortam kaynaklı olanlar; daha çok solunumsal olan  ev tozu akarları, polenler, küf mantar elemanları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri ve bazı gıda proteinleridir.
Kirletilmiş çevresel ortam kaynaklı olanlar ise; metaller , ilaçlar, gıda katkı maddeleri, lateks, formaldehit, sülfür dioksit, nitrojen oksit ve sanayi tozlarıdır.

Polenler; gözle görülmeyen 0,05 mm boyutlarında ince tanecikler oluşturan bitkilerin erkek tohumlarıdır. Polen alerjisine başlıca üç bitki ailesi yol açar bunlar; çayır otları (mayıs-temmuz), ağaçlar (ocak-mayıs) ve yabani otlardır (temmuz-ekim). Türkiye’ de yapılan geniş çaplı araştırmalar sonucunda polen alerjileri arasında en sık çayır otlarının alerjiye neden olduğu gözlenmiştir.

Çayır polenleri erken ve geç açanlar olarak ikiye ayrılır. Erken açanlar; parmak otu, çayır otu, delice otu, fleol, festuca elatior ve büyük ayrık otu vs.. Geç çiçek açanlar; kokulu yonca, arpa, buğday, çavdar, mısır ve mercimek örnek olarak verilebilir.

Ağaç polenleri ise Türk toplumunda alerji nedeni olarak ikinci sırada yer almaktadır. Alerjik özellikli ağaç polenlerine örnek olarak; akağaç, meşe, gürgen, çınar, kızılağaç, zeytin, kestane, çam, kavak, fındık, söğüt ve sedir verilebilir.% 90 oranıyla huş ağacı polen alerjisi en yaygın alerjiyi oluşturur.

Yabani ot polenleri  ise dar yapraklı sinir otu, misk otu, yapışkan cam otu, sarmaşık, pelin, kaz ayağı otu, şeker kamışı ve deve dikeni örnek olarak verilebilir.
Alerjik hastalarda belirtilerin oluşması için hava polen konsantrasyonunun 10-20  tanecik düzeyini geçmesi yeterlidir.

Ev tozları; ise bulunulan evin yerine, iklimine, deniz seviyesinden yüksekliğine göre evden eve ve odadan odaya değişkenlik gösterirler. Ev tozları içinde esas alerjiye neden olan ev akarlarını(mite) barındırır. Polenlerden sonra en sık alerji nedenidir. Akarlar 0,3 mm uzunluğunda gözle görülmeyen örümcek benzeri canlılardır. Solunum alerjisine neden olurlar ve dermatophagoides pteronyssinus ve dermatophagoides farinae adında iki türü vardır. Akarların besin maddesi insanların epitel döküntüleridir ve yatak, yastık, yorgan, halı  ve perde vs. içinde yaşarlar. Ev tozu akarları astım, alerjik rinit (nezle) ve nadiren konjuktivit (göz alerjisi) nedenidir. Ev tozu akarı alerjisi yıl boyu sürer, sonbahar ve kış aylarında artış gösterir.

Hayvan protein ve tüyleri; alerjiye neden olmaktadır. Daha çok hava yoluyla solunumsal alerjilere neden olurlar. Cilt alerjileri de görülebilir ve sıklıkla kedi, köpek, at, sığır, koyun tüy ve proteinine karşı alerji görülür.

Küf mantarları;  ev dışında çürüyen bitkiler üzerinde havada veya evin güneş görmeyen nemli yerlerinde bulunurlar. Gözle görülmeyen alerjik etki yapan sporları üreterek alerjiye neden olurlar. Hava şartlarına bağlı olarak etkinlikleri artar veya azalır. Havanın sıcak ve nemli olduğu yaz sonu ve erken sonbaharda alerjik şikayetlere neden olurlar. Küf alerjenleri hava yolu yanında paslanmış peynir, mantar, kurutulmuş meyveler, maya içeren gıdalar, soya sosu, sirke gibi gıdalarla vücuda alınabilir.

Haşereler ve haşere zehirleri; Türkiye’ de solunumsal alerji oluşturan haşereler arasında hamam böceği ilk sıradadır. Daha az sıklıkla güve, sivrisinek, tahta kurusu, at sineği ve karınca sayılabilir. Arı sokması ise en sık karşılaşılan böcek alerjisi nedenlerindendir. Arı alerjisi ile ilgili olan çalışmalarda alerjik duyarlaşmanın  tüm erişkin popülasyonun % 20 sinden fazlasında görüldüğü ve arı sokmasını takiben % 30 unda arı zehirine karşı spesifik IgE bulunduğu saptanmıştır. Spesifik IgE düzeyi 6 ay sonra kaybolmaktadır ve serum spesifik IgG lerin varlığı koruyuculuğun olduğunu göstermektedir.

Gıdalar;   gıda alerjisi 3 yaş altı çocuklarda %8 erişkinlerde %2 düzeyindedir. Gıda veya gıda katkı maddeleri ile oluşan reaksiyonlar toksik (gıda zehirlenmesi) ve non toksik reaksiyonlar olarak ikiye ayrılır. Non toksik reaksiyonlar alerji ve aşırı duyarlılık gibi bağışıklık sistemi aracılığıyla veya intolerans gibi (enzim eksikliği gibi nedenlerle) bağışıklık sistemi ile ilgisi olmayan nedenlerle oluşur. Gıda alerjileri en sık deri (balık, kabuklu deniz ürünleri, fındık, fıstık, yumurta, süt), daha az sıklıkla sindirim ( süt, soya, yumurta, pirinç, yulaf, fıstık, fındık, tavuk, hindi, balık, karides,ıstakoz) ve solunum (balık, kabuklu deniz ürünleri, yumurta, nohut) bulguları ile ortaya çıkar.

Çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, soya ve buğday aşırı duyarlılık reaksiyonlarının % 90’ ın dan sorumludur. Erişkinlerde ise yer fıstığı, balık ve kabuklu deniz ürünleri reaksiyonların % 85’ ini oluşturur.
Kivi, kavun, susam ve haşhaş alerjileri son zamanlarda dikkati çekmektedir. Huş ağacı, pelin otu ve nezle otu alerjileri olanlarda bu maddelerle benzer protein yapısına sahip olan kavun, karpuz ve muz (daha az sıklıkla patates, havuç, kereviz, ceviz ve kivi) yenilmesiyle alerjik reaksiyonlar geliştiği gözlenmiştir. Bu olaya çapraz reaksiyon denen olay neden olur ve oral alerji sendromu olarak tariflenmiştir. Aynı şekilde baharatlarda( kimyon, kırmızı toz biber, ve karabiber) bazı polen ve sebzelerle çapraz reaksiyon vererek alerjik bulgulara neden olabilir.
İlaç Alerjileri; hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların sürekli geliştirilmesiyle ilaç alerjisi sıklığında artış gözlenmeye başlamıştır. İlaçların alerjik etkinliği vücuda girdiğinde proteinlerle birleşmesiyle oluşur. İlaç alerjisi olması için kişinin daha önce o ilaçla karşılaşmış olması gereklidir. İlaç alerjisi durumunda ateş, ürtiker, anaflaksi, dermatit gibi klasik alerji bulguları olabileceği gibi kan hücre yıkımı, böbrek, karaciğer iltihabı, safra kesesi kanallarının tıkanması, romatizma benzeri tablo, ışık alerjisi gibi spesifik reaksiyonlar görülebilir. İlaç alerjilerinin %45 inden antibiyotikler sorumludur. En sık alerjiye penisilin neden olur ve deri döküntüleri ile ortaya çıkmakla birlikte ciddi anaflaksik tablo yaratabilmektedir. Penisilin yapılan her 100 kişiden ikisinde alerji oluşabilmektedir. Ayrıca anestezik maddeler, radyolojik incelemede kullanılan kontrast maddeler, romatizma ilaçları, insülin gibi ilaçlar alerjik rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Sampter triadı denen hastalık
ta ise aspirin astım duyarlılığına neden olabilmektedir. İbuprofen gibi NSAİ ilaçlarda benzer reaksiyonlara neden olabilirler.

Mesleki alerjenler; iki yüzden fazla mesleki alerjen tesbit edilmekle birlikte en büyük oranı lateks alerjisi oluşturur. Lateks birçok üründe kullanılmaktadır. Bu ürünlere; tıbbi ürünler (kateter, eldivenler), elbiseler ( iç çamaşırı, naylon çorap, korse), lastik oyuncaklar, emzik, doğum kontrol araçları (kondom, diyafram) örnek olarak verilebilir. Lateks alerjisi genellikle kontakt dermatite yol açar. Avakado, muz ve kivi gibi bazı gıdalar çapraz reaksiyon göstererek lateks alerjisi olan kişilerde alerjiye neden olabilir. Lateks alerjisinde tedavi yöntemi lateks içeren maddelerden uzak durmaktır. Lateks yanında dokuma işinde çalışan kişilerde ortamdaki pamuk gibi tozlara maruz kalanlar dada alerjik şikayetler oluşabilmektedir. Tedavisinde ise ortamdan uzak kalma ve maske ile çalışılması gereklidir.

Alerjinin en büyük nedeni polenler

Modern hayat yaşamında insanlar her an çok sayıda alerjen ile karşılaşmaktadırlar. En sık alerjenler polenler,ev tozu akarları(mite),mantarlar,hamam böceği ve evcil hayvanların kıl  tüy ve deri döküntüleridir.

Polenler tüm dünyada alerjik hastalıkların en önemli nedenidir.Astım ve alerjik nezle birbiriyle ilişkilidir.Astımlı hastaların en az % 85 inde üst solunum yolunda alerjene duyarlılık olduğu belirtilmiştir.Polen tohumlu bitkilerin üremesi için gerekli olan erkek eşeysel hücresidir.

Rüzgar ve böceklerle kilometrelerce uzağa ulaşabilirler.

En sık rastlananı 9000 türü olan çimen polenidir.Polen mevsimi ile iklim arasında yakın ilişki vardır.Bu nedenle her bölgede polen mevsimi zaman ve süresi değişkenlik gösterebilir.Sıcak iklimde çayırlar mayıs ayında çiçeklenmeye başlar ve polenleşme ne fazla haziran ve temmuz ayında olur.

Havadaki polen miktarı 1m3 havada 50 ulaşırsa yakınmalar başlar.Havadaki polen konsantrasyonunda yağmurlu ve rüzgarlı hava çok etkilidir.Çayır ve yabani ot polenine bağlı alerjik septomlar yaz ayları ve sonbaharda görülmesine karşın ağaç polenine bağlı alerjiler bahar aylarında görülür.Ağaç poleni alerjisinden en fazla sorumlu olan huş ağacı ailesidir.

Huşgiller ailesinde içinde huş,fındık,kızılağaç ve gürgen gibi önemli orman ağaçları içeren 6 cins ve 120 türün bulunduğu bilinmektedir.

Mevsimlere göre polenleri özetlersek; karşılaştığımız ilk polen şubat ayında fındık polenidir.Bu polenler yaz aylarının sonuna doğru meydana gelmekte kış boyunca olgunlaşmakta ve erken  salınımla şubat ve mart aylarında alerjik rinit ve astım şikayetlerine neden olmaktadır.

Meşe ağaçları bahar sonu yaz mevsimi erken  dönemlerinde yakınmalara neden olurken, çınar ağacı  yaz aylarında polenleşir.

Gürgen,kızılağaç,kestane ve yer fıstığı polenlerininde yüksek alerjik özellikleri vardır.

Son yıllarda şehirleşme ve giderek artan doğa tahribatı havadaki polen konsantrasyonunun azalmasına neden olmakla birlikte motorlu taşıt ve endüstrinin oluşturduğu  hava kirliliği ve havadaki ozon miktarındaki azalmasına neden olur.

Sonuç olarak bu etkenler solunum yolunu döşeyen  hücrelerde harabiyet yol açmakta bu durumda alerjenlerin daha kolay solunum yolu ve immün sisteme ulaşmasına ve daha etkili olmasına neden olmaktadır.

Çocuklarda sigara dumanına maruziyetin alerjik nezle ve astım gelişmesinde önemli rolü olduğuna dair giderek artan kanıtlar mevcuttur.

Polen alerjisinde tüm alerjiler de olduğu gibi tıbbi tedavi yanında alerjenden kaçınma çok önemlidir. Polen mevsiminde sabah erken saatlerde ve öğle sonrasında kapalı ve klimatize ortamda bulunmak alerjen temasını azaltarak şikayetleri hafifletir. Bunun yanında korunma ve ilaç tedavisine rağmen kişiyi hayat kalitesini etkileyen durumlarda alerjen immünoterapi (aşı tedavisi) uygun bir seçenektir.

Alerji nasıl teşhis edilir

Alerji tanısında laboratuvar ve klinik testlerden önce anamnez (hastanın şikayetlerinin dinlenmesi) ve klinik muayene çok önemlidir.

Anamnez:

ile alerji ve alerjiye benzer belirti veren ilaç yan etkileri, intolerans ve gıda zehirlenmesi gibi durumlar ayırt edilebilir. Hastanın hangi alerjene ne kadar süre maruz kaldığı ,yıl boyu  veya mevsimlerle ilişkisinin olup olmadığı, ev ve çevre ortamı, çalıştığı iş vs. gibi bilgiler bize hem yapacağımız testlerde hem de tedavi de çok yardımcı olur.

Klinik muayene;

Detaylı, gerektiğinde endoskopik kulak burun boğaz muayenesi bize çok değerli bilgiler verir. Burun muayenesinde burun içi mukoza ve konkalardaki renk değişimi ve ödem, şeffaf burun akıntısı, burun üzerinde sık burun silmeye bağlı çizgilenme, göz altlarında morluklar alerjiyi gösteren işaretlerdir.

Prick test(deri testleri):

Alerji deri testleri ucuz ve spesifik (alerjiye özel) olmasından dolayı sıklıkla kullanılır ve yüksek tanı değerine sahiptir. Genellikle ön kol iç yüzeyine alerjen madde damlatılır ve lanset ile delinerek 15-20  dakika beklenir, sonra pozitif ve negatif kontroller ile kıyaslanarak ciltte oluşan kızarıklık ve kabarıklık seviyeleri ölçülür. Solunumsal ve gıdasal alerjilerin tamamında kullanılabilir. Gıda alerjisi tanısında eğer taze gıda ekstresi kullanılmıyorsa test duyarlılığı düşük olduğu belirtilmiştir.İntradermal testlerde ise test maddesi enjektörle cilt içine verilir daha invaziv ve riskli bir testtir.

Kan testleri:

Serum eozinofil , IgE ve ECP seviyelerinin ölçümü alerji tanısı ve tedavi takibinde önemlidir. Serum eozinofil sayısı çok spesifik olmamakla birlikte  genel fikir vermesi açısından yapılabilir. Eozinofil katyonik protein (ECP) seviyesi doku hasarının derecesini gösterir ve tedavi takibinde önemlidir.
Alerjen spesifik IgE testleri ise az miktarlarda venöz kanın yeterli olması, çabuk sonuç vermesi, hormon ve ilaçlardan etkilenmemeleri gıda alerjilerinde üstünlüğü ve çok geniş alerji grubunu kapsamaları önemli avantajlarıdır. Prick testlere göre maliyeti yüksektir.

Uyarı testleri:

Nasal provakasyon, çift kör plasebo kontrollü gıda uyarı testi alerji tanısında çok değerli testlerdir. Gerektiğinde uygulanabilir ve değerli fikirler verir.